İç Hava Kalitesi Nasıl Artırılır?

İnsanların yaşam ve çalışma alanlarındaki konforu direkt olarak iç hava kalitesi ile bağlantılı olduğu herkes tarafından bilinmektedir. İç hava kalitesi, insanların sadece daha konforlu bir ortamda bulunmalarını hissetmesi için değil aynı zamanda toplum sağlığını doğrudan etkilediği için çok önemli bir kavramdır. Yüksek iç hava kalitesini sağlamak, iklimlendirme sistemlerinin başlıca görevleri arasında yer almaktadır. Bunu sağlamak için iklimlendirme sistemlerinin doğru tasarımı, bu tasarıma sadık kalınarak uygulamasının yapılması ve sistemlerin sağlıklı bir şekilde işletilmesi önem arz etmektedir.

Pandemi sürecine kadar geçmişte iç hava kalitesini tanımlayan başlıca üç parametre vardı. Bunlar temel olarak sıcaklık, nem ve havadaki CO2 miktarı olarak ifade edilebilir. İnsanların, kış aylarında üşümemesi ve yaz aylarında da terleyip bunalmaması için termal konfor bölgeleri oluşturulmuştur. İnsanların bulundukları ortamda en kolay hissettikleri, anında reaksiyon gösterdikleri parametre elbette sıcaklıktır. Bu nedenle evlerimizde kullanılan klimaların çoğu sadece sıcaklık kontrolü yapan çalışma senaryolarına sahiptir. Ancak sıcaklık başlı başına iç hava kalitesi için yeterli değildir.

Kuru hava olarak bilinen ve ortam havasındaki nem miktarının düşük olması olarak tanımlayabileceğimiz oda şartları, soğuk hava gibi insan vücudu üzerinde kısa sürede hemen etkisini hissettirmemektedir. Ancak düşük neme uzun süre maruz kalmak, birçok organ(beyin, böbrekler, dolaşım, cilt ve gözler)  için sağlık sorunları kronik ve akut hava kaynaklı kirlenmeye, solunum yolu enfeksiyonlarına ve alerjilere karşı direnci azaltabilir. Yüksek neme sahip ortamlarda bulunmak ise yazın insanların vücutlarından su atmasını engellemekte ve vücut ısılarının artmasına sebep olmaktadır. Dolayısıyla iklimlendirme sistemleri sadece soğutma ve ısıtma ihtiyaçlarına karşılık verecek şekilde çalışmamalı, aynı zamanda ortam havasının nemini de kontrol etmek üzere bir donanıma sahip olmalıdır.

İyi bir konfor için sıcaklık ve nemin yanında havadaki CO2 miktarının da kontrol altında tutulması önemlidir. Ortamdaki CO2 seviyesinin belli bir değeri aşması durumunda insanların nefes almada problemler yaşadığı ve bu durumun bir süre devam etmesi sonucu baş ağrısı, baygınlık gibi ciddi sağlık problemlerine yol açtığı bilinmektedir. Sıcaklık ve nemden farklı olarak CO2 dış havadan ziyade ortamda bulunan insan yoğunluğuna bağlı olarak değişmektedir. Ortamda bulunan insan sayısı arttıkça CO2 miktarı da artmaktadır. Bu durumda, insanların solumasını azaltamayacağımız için havadaki CO2 derişim oranını azaltmaya çalışmalıyız.

Bu da ortam havasının, sürekli olarak taze hava ile değiştirilmesiyle sağlanır. Tasarım aşamasında ısıtma ve soğutma yüklerinin hesaplanmasının yanı sıra ortamda bulunabilecek maksimum insan sayısı üzerinden taze hava ihtiyacının doğru olarak belirlenmesi de iyi bir iç hava kalitesini yakalayabilmek için önemli bir role sahiptir.

İyi bir iç hava kalitesi için bu üç parametrenin kontrol edilmesi ve istenen değerlerde kararlı olarak tutulması gerekir. Bunun için de iklimlendirme sistemi ısıtma, soğutma, nemlendirme, nem alma ve taze hava ihtiyaçlarını karışlayacak şekilde bir tasarıma sahip olmalıdır.

Pandemi Sürecinde İç Hava Kalitesi

Günümüzde pandemi süreci ile beraber artık iç hava kalitesinin tanımının da değişimi gündeme gelmiştir. Artık sıcaklık, nem ve havadaki CO2 miktarının yanında virüs bulaşıcılığı da ayrı bir parametre olarak iç hava kalitesinin tanımı içerisine dahil olmaya başlamıştır. Covid-19 virüsünün partikül boyutlarıyla ilgili olarak bugüne kadar birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar sonucunda virüsün damlacıklar halinde yayıldığı anlaşılmıştır. Virüsün doğrudan ve dolaylı olarak bulaştığı yine araştırmalar tarafından ortaya konmuştur. Doğrudan bulaşma enfekte kişiye temas yoluyla veya hastaya yakın mesafedeyken hastanın hapşırma veya öksürme yoluyla havaya saçtığı damlacıklara temas yoluyla gerçekleşmektedir. Dolaylı bulaşma ise enfekte kişinin havaya saçtığı damlacıkların yer çekimi etkisi ile yüzeylere düşmesi ve bu kirlenmiş yüzeylere temas yoluyla gerçekleşmektedir.

Önümüzdeki dönem bir süre daha insanlığın Covid-19 ile mücadelesi devam edecektir.  İnsanların zamanlarının büyük bir kısmını kapalı mekanlarda geçirdiği düşünülürse bu virüsle mücadelede iç ortam havasının kalitesi virüsün yayılımını doğrudan etkilemektedir. Bu anlamda en büyük görev iklimlendirme sistemlerine düşmektedir. Virüsün yayılımını önlemek için uygulanabilecek yeni yöntemler olduğu gibi mevcut sistemler için de alınabilecek önlemler mevcuttur.

Virüsün dış ortamdan mahale geçişini engellemek üzere farklı filtre sistemleri kullanılabilmektedir. HEPA filtreler, Covid-19’a karşı imdadımıza yetişmektedir. Covid-19’un partikül boyutunun nispeten büyük olması sayesinde dış hava HEPA filtrelerden geçirilerek virüsten arındırılmış halde iç ortama verilebilmektedir. Bunun yanı sıra son yıllarda lejyoner bakterisine karşı kullanılan UV lambaların Covid-19 virüsünü etkisiz hale getirmekte de başarılı olduğu saptanmıştır. Covid-19 virüsünün etkisiz hale gelebilmesi için gerekli olan enerji düzeyinde bir ışık yayması ve bu ışınların virüsün etkisiz hale gelebilmesi için gerekli olan süre kadar virüsü taşıdığı varsayılan havaya temas etmesi gerekmektedir. Bu filtrasyon sistemleri hem merkezi klima santrallerinde hem de ayrı ayrı mahallere hitap eden iklimlendirme cihazlarında uygulanabilmektedir.

Virüsü etkisiz hale getirmek için uygulanabilecek yöntemler olduğu gibi virüsün cansız yüzeylerde hayatta kalma süresinin kısaltılması ile ilgili de yapılabilecekler vardır. “American Society for Microbiology Journals” kurumunun yayınlamış olduğu makale neticesinde iç ortam havası neminin virüsün cansız yüzeylerde sağ kalma süresini doğrudan etkilediği saptanmıştır. Yapılan araştırmalarda virüsün sağ kalma süresinin en az %50 bağıl nemde gerçekleştiği görülmüştür. Dolayısıyla iç ortam havasının %50 bağıl nem seviyelerinde tutulmasının virüsün kirlenmiş yüzeyler üzerinden bulaşma riskini azaltacağı anlaşılmaktadır.

Yeni yapılacak uygulamaların yanı sıra mevcut iklimlendirme sistemlerinde de virüsün yayılımını engellemek için alınabilecek önlemler vardır. Bu önlemler aşağıda açıklanmıştır;

  • Havalandırma cihazları maksimum taze hava sağlayacak şekilde çalıştırılmalıdır ve oda dönüş havası ile taze hava karışımı yapılmamalıdır.
  • Binaların havalandırma periyotları arttırılmalıdır. İnsanların binaya girişinden birkaç saat önce cihazlar çalıştırılmalı ve insanların çıkışından birkaç saat sonra cihazlar kapatılmalıdır.
  • Mahal bağıl nem değeri %50’ye set edilmeli ve %40 ile %60 arasında kalması sağlanmalıdır.
  • Set edilen oda sıcaklığının yüksek olması durumunda istenilen bağıl nem değerine ulaşılabilmesi için konfor bölgesinde kalmak şartıyla mahal set sıcaklığı düşürülmelidir.
  • Mevcut sistem istenilen nem değerlerine ulaşmak için yeterli olmuyor ise ilave nemlendirme cihazları kullanılmalıdır.
  • Cihaz filtre bakımları daha sık aralıklarla yapılmalıdır ve kirlenen filtreler değiştirilmeli veya temizlenmelidir. Özellikle HEPA filtre bakımları sırasında personelin koruyucu ekipmanlarını giymesi sağlanmalı ve kirli filtrelerin tıbbi atık olarak tasfiyesi sağlanmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

TOP